Sayfa: [1]

1 -  Komik / Fıkra ve Hikayeler / Vezir

Başlatan maydonez - Son İleti Gönderen: maydonez : Mart 03, 2010, 11:50:33 ÖS

Halife Bağdat'ta sarayının balkonunda otururken başvezirinin büyük bir heyecanla koşarak geldiğini görür. Hemen
yanına gelmesini ister, merak eder bu heyecanın nedenini. Vezir ellerine yapışır, ağlamaklı bir sesle,
     -Yalvarıyorum, bana izin ver, hemen şehirden gideyim.
     -Neden?
     -Az önce saraya gelmek için büyük meydandan geçiyordum, yürürken bana birinin baktığını hissettim, döndüm ve tam arkamda Ölümü gördüm!
     -Ölümü mü gördün? der iyice meraklanan Halife...
     -Evet O'ydu, hemen tanıdım... Simsiyah giyinmişti, boynunda yine siyah bir atkısı vardı... Gözlerini bana dikmişti, sanki beni korkutmak istiyor gibiydi... Çok eminim beni arıyordu. Ne olur izin ver hemen gideyim buradan. En iyi atı alacağım ve dogru Semerkand'a   gideceğim... Hemen yola çıkarsam akşama varmadan Semerkand'da olurum...'
     -Gerçekten Ölüm müydü gördüğün, emin misin?'
     -Çok eminim, Halifem. Şimdi seni nasıl görüyorsam O'nu da öyle gördüm. Senin sen oldugundan nasıl eminsem, onun da ölüm olduğundan o kadar eminim. Ne olur izin ver hemen gideyim...
  Vezirini seven Halife çok ikna olmamasına rağmen izin vermiş gitmesi için. Vezir koşarak kendi evine gitmiş, en iyi atını eyerlemiş ve dörtnala şehirden çıkmış, karanlık basmadan Semerkand'a ulaşmak kararındaymış...
 Veziri gittikten sonra Halife'nin içi hiç rahat etmemiş, biraz sarayında dönüp dolanmış, sonra birden karar vermis. Zaman zaman yaptığı gibi kıyafet değiştirmiş ve sarayin arka kapısından çıkıp halkın arasına karışmış... Yabancı bir gezgin gibi ağır ağır büyük meydana gelmiş, biraz yürüdükten sonra bir köşede durmuş ve tam o sırada o da tanımış Ölümü..
 Anlamış ki Veziri yanılmamış, Ölüm, tanınmasi çok kolay bir kişilik içinde yavas yavas yaklaşıyormus... Yaklaşırken zaman zaman bir yaşlı adamın sırtına dokunuyor, elinde yükleriyle giden bir kadının kolunu hafifçe tutuyormuş. İnsanlar hiçbir şey  farketmiyorlarmış. Bazen koşan bir çocuk fazla yanına yaklaşınca Ölüm ona dokunmamak için kenara çekiliyormuş...
 Halife Ölüm'e doğru yürümeye başlamış... Ölüm de onu kılığını değistirmiş olmasına ragmen tanımış ve saygıyla egilerek selam vermiş. Halife iyice yanına yaklaşıp kulağına eğilmiş,
     -Sana bir şey sormak istiyorum, demis...
     -Seni dinliyorum Sayın Halife...
     -Benim başvezirim henüz gençtir, sağlıklıdır ve bildiğim kadarıyla çok namuslu ve dürüst bir insandır. Bu sabah saraya gelirken onu çok korkutmuşsun... Neden öyle baktın ona.. Ölüm sakin bir sesle cevap vermiş:
     -Ben onu korkutmak istemedim. Onu korkutacak bakışlarla da bakmadım. Meydanda kalabalığın arasında tesadüfen yanyana geldik, onu aramıyordum. Ama birdenbire karşılaşınca şaşırdım ve ona bakarken şaşkınlığımı gizleyemedim. Onun gözlerimde gördüğü sadece şaşkınlıktı..'
     -Neden bu kadar şaşırdın?' diye sormuş Halife...
     -Onu burada Bağdat'ta göreceğimi hiç sanmıyordum. Onun Semerkand'da olacağını sanıyordum, çünkü onunla randevumuz bu akşam hava karardığı sırada Semerkant'da...' 

2 -  Komik / Fıkra ve Hikayeler / Japon Balıkları

Başlatan maydonez - Son İleti Gönderen: maydonez : Mart 03, 2010, 11:46:11 ÖS

JAPON BALIKLARI

Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. Fakat Japonya sahillerinde bol balık bulmak mümkün olmamaktadır. Balıkçılar Japon nüfusu doyurabilmek için daha büyük tekneler yaptırıp daha uzaklara açılabilmişlerdir. Balık için uzaklara gidildikçe geri dönmesi de daha çok vakit alır olmuştur. Dönüş bir iki günden daha uzarsa tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktadır.

Japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzetini sevmemişlerdir. Bu problemi çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları kurdurmuşlardır. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip tuttuklarını da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak saklayabileceklerdi. Ancak Japon halkı taze ile donmuş balık lezzet farkını hissedebiliyor ve donmuş olanlara fazla para ödemek istemiyorlardı.

Balıkçılar bu defa teknelerine balık akvaryumları yaptırdılar. Balıklar içeride biraz fazla sıkışacaklardı, hatta birbirilerine çarpa çarpa birazda aptallaşacaklardı, ama yine de canlı kalabileceklerdi. Japon halkı canlı olmasına rağmen bu balıklarında lezzet farkını anlayabiliyorlardı. Hareketsiz, uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın, canlı diri hareketli taze balığa göre lezzeti yine etkilenmişti.

Balıkçılar nasıl olacak da Japonya da taze, lezzetli balığı getirebileceklerdi?

Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?

Hedeflerinize ulaşır ulaşmaz, mesela mükemmel bir eş buldunuz veya çok başarılı bir firmaya girdiniz, borçları ödediniz vs.. heyecanınız kaybolmaya başlamaz mı? Aşırı çalışmanız gerekmiyorsa rahatlamaz mısınız? Loto da büyük ikramiyeyi kazananlar parayı savurmaya başlamaz mı?

Japonların taze balık probleminde olduğu gibi çözüm aslında basittir. 1950'lerde Hubbart'ın gözlemdiği üzere
"İnsanoğlu ancak Hırs iddiası içinde bulunursa anormal çabalar sarf eder." Ne kadar akıllı, uzman, inatçı iseniz iyi bir problemle uğraşmaktan o kadar zevk alırsınız. Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu adım adım çözebiliyorsanız bundan da o derece mutluluk duyarsınız, heyecan duyarsınız ve enerji dolu, canlı ayakta kalırsınız.

Japonlar da balıkları yine teknelerindeki akvaryumda tuttular, ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar. Bir miktar balık köpekbalığı tarafından yutulmuştu, ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kalabilmişlerdi.

Buradan da görülebileceği üzere problemlerden, uzaklaşmaktansa içine atlamak, boğuşmak ve onları yenmek gerekir.

Problemlerimiz çok ve çeşitli olabilir. Ümitsiz olmayın, onarlı tanıyın, organize edin, kararlı olun daha çok bilgi ve yardım desteği ile onlarla savaşın.

Beyninize bir Köpekbalığı atın ve nelere ulaşabileceğinizi o zaman görün!!

3 -  Komik / Fıkra ve Hikayeler / Stalin'in Tavuğu

Başlatan maydonez - Son İleti Gönderen: maydonez : Mart 03, 2010, 11:40:13 ÖS


Stalin'in Tavugu!
.
Stalin en sedit cinayetlerini planladigi çalisma odasina yakin
dostlarini toplamis sohbet ediyordu.

Votka siselerinin biri gidip, digeri geliyordu. Kafalar iyice
dumanlanmisti.
Stalin kan çanagina dönmüs gözlerini etrafinda dalkavukluk yarisina
girmis adamlarina çevirerek sordu:

- Saçini ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, bürokraside
agartmis dostlarim... Söyleyin bakalim halkin yönetime bas egmesi,
kayitsiz
sartsiz itaat etmesi için yöneticiler ne yapmali, nasil davranmalidir?

Her dumanli kafadan bir ses çikti..Kimisi adaletten, haktan söz
etti..Kimisi demokrasiden....Kimisi sürgünden, sehpadan,
hapisten...Kitlesel
cinayetlerin deha çapindaki katili Stalin, begenmedi adamlarinin
izahatlarini...

Bir kadeh daha votka çekerek söyle dedi:

- Yönetimi eline geçiren hükümdarin Tanridan pek farki yoktur! Halkin
karsinizda basegip durmasi için ne yapmaniz gerektigini durun da su
beyinsiz kafalariniza çivi gibi çakayim...

Hemen hizmetçileri çagirip emretti.

- Çabuk bana bir tavuk getirin...

Aceleyle bir tavuk kapip getirdi adamlari... Stalin, kafalari iyice
dumanlanmis adamlarinin gözleri önünde basladi canli canli tüylerini
yolmaya tavugun,...

Bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavugu odanin ortasina
saliverdi, lider...

- Simdi izleyin bakalim nereye gidecek bu saskin tavuk...

Zavalli tavuk bu azaptan kaçip kurtulayim diye aralik kapidan disari
canini atayim diyor, soguktan tir tir titriyor...Masalarin altina giriyor,

köseli masa ayaklari canini yakiyor...Duvar diplerine kosuyor teleksiz,
tüysüz kanatlari yara bere içinde kaliyor...Sömineye yaklasiyor tüysüz
derisi
kavruluyor...

Çaresiz, tüylerini yolan Stalin'in bacaklari arasina saklanip,
siginiyor...O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çikarip önüne tane tane
ativeriyor
yolunmus tavugun...Yemlenen tavuk, Stalin nereye yönelse pesinden
kosuveriyor..

Agizlari bir karis açik kalan dostlarina bakip, pos biyiklarinin
altindan gülerek söyle diyor Stalin:

- Gördünüz mü, Halk dediginiz topluluk bu tavuk gibidir.Tüylerini
yolup al ve serbest birak... O zaman yönetmek kolay olur...

Stalin'in sofra dostlari hayretler içinde kalip " Vay anasini
birader...Adamdaki akila bak..." diye baslarini salladilar...

Bu gerçekten olmus mu, yoksa uydurulmus bir öykü mü bilmem. Ancak "
Stalin'in Tavugu " diye bir tabir var...Bu tabire uyan nice halk, nice
yönetici görmedik mi biz de su kisacik hayatimizda...

Hele de, tüylerimiz yolundukça AB liderlerinin bacaklari arasina
girip, ara sira önümüze serpistirdikleri yemleri pesinden
kostukça...Türkiye'nin
AB'ye onurlu bir sekilde üyeligini destekliyor olmama ragmen....
 

4 -  Komik / Fıkra ve Hikayeler / Bilge

Başlatan maydonez - Son İleti Gönderen: maydonez : Mart 03, 2010, 11:37:41 ÖS

BİR BİLGEYE SORMUŞLAR:

"Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?"

"Terzimi severim" diye cevap vermiş.

Soruyu soranlar şaşırmışlar :

"Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse
varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı? Neden terzi?"

Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş :

"Evet dostlarım, ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde,  benim
ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda
karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler."

5 -  Komik / Fıkra ve Hikayeler / Servet

Başlatan maydonez - Son İleti Gönderen: maydonez : Mart 03, 2010, 11:37:02 ÖS

Bir gün Avrupa'nin ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocugun
biri bir vitrinde çok hos bir tablo görür. Tablo bedeli oldukça yüksektir.
Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin dogum gününe almayi ister ve bir
is bulup kit kanaat geçinerek biriktirdigi tüm para ile magazaya gider.
Sanslidir tablo hala satilmamistir. Içeri girer ve tabloyu bir süre yakindan
izledikten sonra resmi yapan sanatçiyi bulur ve
"Abimin dogum günü için bu resmi satin almak istiyorum, tüm paramda bu
kadar" der.
Ressam bir süre düsündükten sonra. Resmi paketler ve resmi satar.Çocuk
paketini alir ve tesekkür ederek çikar. Magazada adamin arkadaslari da
vardir ve saskin saskin sorarlar:
"Sen ne yaptin o resmin degeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar cüzi bir
rakama sattin?"
Adam cevap verir:
"Evet ben bu resme milyonlarini verecek bir sürü insan bulabilirdim,ancak
tüm servetini bu resme verecek kaç kisi
bulabilirdim ?..."
GÜNÜN SÖZÜ:
Günümüzde insanlar her seyin fiyatini biliyor, fakat hiçbir seyin degerini
bilmiyorlar.
Oscar Wilde

6 -  Komik / Fıkra ve Hikayeler / İşte Osmanlı

Başlatan maydonez - Son İleti Gönderen: maydonez : Mart 03, 2010, 11:36:14 ÖS

19.yüzyilda Almanya nin Mülhaym sehrindeki Ren nehrinin bir yakasinda
Almanlar, öbür yakasinda da Fransizlar oturuyordu.
 
Fransizlar, her sene nehrin Almanlar'daki kismina geçip, almanlara ait
mahsulün tümünü toplayip götürüyorlardi.
O siralar, birligini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses
çikaramiyorlardi tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanli Sultanina
durumu yazip, imdat istemekte bulurlar.
 
Mektupta söyle denmektedir:
"Fransizlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden aliyorlar.
Siz ki, dünyaya adalet dagitan bir imparatorlugun sultani, Islamiyet'in
de
halifesisiniz. Bizi su zulümden kurtarin. Asker gönderin. Ürünlerimizi
bu sene olsun toplama imkani saglayin."
Çöküs faslina girildigi bir zamana denk gelen yardim istegini inceleyen
padisah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnizca asker
elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabi bir mektupla beraber içi
askeri
elbise dolu üç çuval yollanir. Saskina dönen Almanlar, çuvali alip
mektubu
okurlar:
"Fransizlar korkak ademlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek
yoktur. Yeniçerimizin kiyafetini görmeleri kâfidir.
Çuval içindeki Osmanli askerinin elbiselerini adamlariniza giydirin.
Mahsul zamani, nehrin görülecek yerlerinde dolastirin. Karsidan
gören Fransizlar için bu kâfidir."
Bag bahçe sahipleri hemen Osmanli askerinin kiyafetini kapisirlar.
Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kiyafetinde, nehir kiyisinda
dolasmaya baslarlar.
Ertesi gün, karsidan gelen haber, Almanlar'in sevinç çigliklari
atmalarina sebep olur:
"Osmanlilar'dan imdat geldigini düsünen Fransizlar, korkudan köylerini
de terkederek iç kisimlara dogru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça
toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermistir."
Bu olay, Mülhaymli'lerin gönüllerin de taht kurmustur. Giydikleri
yeniçeri kiyafetlerini, daha sonra Mülhaym a bagli Karlsruhe müzesine
koyup ziyarete açarlar.
Sehrin en yüksek binasina da Osmanli bayragi asarlar. Ayrica, halen
olayin yildönümünde de sehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi
temsilen
kutlarlar.

7 -  Komik / Fıkra ve Hikayeler / Bu kadar Sevebilir misiniz ?

Başlatan maydonez - Son İleti Gönderen: maydonez : Mart 03, 2010, 11:35:20 ÖS

Bir otobüs duraginda karsilasmislardi ilk kez.... Biri tipta
okuyordu, öbürü mimarlikta. O ilk karsilasmadan sonra, bir kere, bir
kere, bir kere daha karsilasabilmek için, hep ayni saatte, ayni
duraktan, ayni otobüse bindiler.
Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konusacak cesareti bulmalari
biraz
zaman aldi ama sonunda basrdilar. Ikisi de her sabah otobüse
bindikleri
semtte oturmuyorlardi aslinda. Delikanli arkadasinda kaldigi için o
duraktan
binmisti otobüse, kiz ise ablasinda.... Sirf birbirilerini görebilmek
için,
her sabah erkenden evlerinden çikip, sehrin öbür ucundaki o duraga,
onlarin
duragina geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarini bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok
mutlu... Bazen issiz, bazen parasiz kaldilar ama öylesine siki
kenetlenmisti ki
yürekleri
ve elleri hiçbir seyi umursamadilar. Ayin sonunu zor getirdikleri
günlerde
de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarinda da hep mutluydular.
Zaman
asimina ugrayan, aliskanliklara yenik düsen, banka hesabinda para
kalmadigi
için ya da tam tersine o hesabi daha da kabarik hale getirmek uguruna
bitip-tükeniveren sevgilerden degildi onlarinki... Günler günleri,
yillar yillari kovaladikça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek
eksikleri çocuklarinin olmamasiydi. Zorlu bir tedavi sürecine ragman
çocuk sahibi olmayinca, "bütün mutluluklarin bizim olmasini beklemek,
bencillik olur" diyerek devam ettiler
hayatlarina. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için
ölürüm"
derdi kadin, simsiki sarilip adama ve adma "Hayir, ben senin için
ölürüm"
diye yanit verirdi hep...
Bazen eve geldiginde, aynanin üzerinde bir not görürdü kadin, "Bir
tanem,
kütüphanenin ikinci rafina bak...." Kütüphanenin ikinci rafinda
baska
bir
not olurdu, "Mutfaktaki masanin üzerine bak ve seni çok sevdigimi
sakin
unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notlari okuya
okuya
kosturan kadin, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en
sevdigi
çikolatalar, kimi zaman da pahali armaganlarla karsilasirdi... Aldigi
hediyenin ne oldugu önemli degildi zaten....
Hayat ne kadar hizli akarsa aksin, isleri ne kadar yogun olursa olsun
hep
birbirlerine ayiracak zaman buluyorlardi bulmasina ama kirkli
yaslarin
ortalarina geldiklerinde, daha az çalismaya karar verdiler. Adam,
hastaneden
ayrildi ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye basladi. Kadin da
mimarlik
bürosunu kapadi ve sadece özel projelerde görev aldi. Artik daha
fazla
beraber olabiliyorlardi. Bir gün sahilde dolasirken, harap durumda
bir ev
gördü kadin, üzerinde "satilik" levhasi asili olan. "Ne
dersin, bu evi
alalim mi?" dedi adama. "Bu viraneyi yiktirir, harika bir ev
yapariz.
Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terasi olan, martilari
kahvaltiya
davet
edecegimiz bir deniz evi yapalim
burayi..." "Sen istersin de ben hiç hayir diyebilirmiyim?"
diye yanit verdi
adam. "Amerika'daki tip kongresinden döner dönmez ararim
emlakçiyi... Kaç
para olursa olsun, burasi bizimdir artik...."
Sadece bir hafta ayri kalacaklarini bildikleri halde, ayrilmalari zor
oldu
adam Amerika'ya giderken.Her gün, her saat konustular telefonla.
Gözyaslari içinde kucaklastilar havaalaninda. Fakat birkaç gün sonra,
kocasinda bir tuhaflik oldugunu fark etti kadin. Eskisi kadar mutlu
görünmüyor, konusmaktan kaçiniyordu. Onu neselendirmek için,
sahildeki evi hatirlatti ve
çizdigi projeyi verdi kadin ama hiç beklemedigi bir cevap aldi:
"Canim, o ev
bizim bütçemizi asiyor. Sen en iyisi o evi unut..."
Mutsuzluk, mutlulugun tadina alismis insanlara daha da aci, daha da
çekilmez
gelir. Kadin, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi
için
yalvardi adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat"
diye dil
döktü bos yere... Yillardir sevdigi adam, duyarsiz ve sevgisiz
biriyle
yer
degistirmisti sanki. Ona ulasmaya çalistikça, beton duvarlara
çarpiyordu kadin, her çarpmada daha fazla kaniyordu yüregi... Bir
gün, çocuklugunun, gençliginin ve bütün hayatinin birlikte geçtigi
arkadasina dert yanarken, "Artik dayanamiyorum, sana söylemek
zorundayim" diye sözünü kesti arkadasi. "O, seni aldatiyor. Is
yerimin tam karsisindaki
restoranda genç bir kadinla yemek yiyiyor her öglen. Sonra sarmas
dolas
biniyorlar arabaya...."
"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanlari" diye bagirdi
kadin. Onca
yillik arkadasini, kendisini kiskanmakla suçladi.... Ertesi gün, ögle
vakti
o restoranin hemen karsisinda bir köseye sindi sessizce ve peri
masallarinin sadece masal oldugunu anladi... Kocasinin eskiden ayni
hastanede
çalistigi
genç çocuk doktorunu tanidi hemen. Bazen evlerinde agirladiklari
kadina nasil sarildigini gördü adamin...
Aksam kocasi eve gelir gelmez, bazen bagirip, bazen aglayarak, bazen
ona
simsiki sarilip bazen de yumruklayarak haykirdi suratina her seyi.
Inkar
etmedi adam. Zamanla duygularin degisebildigi, insanlarin orta yasa
geldiklerinde farklilik aradigi gibi bir seyler geveledi agzinda ve
bavulunu
alip gitti evden. Kapidan çikarken, "son bir kez kucaklamak isterim
seni"
diyecek oldu ama kadin, "defol" dedi nefretle...
Ilk celsede bosandilar... Modern bir ask hikayesinin böyle son
bulmasina
kimse inanamadi. Arkadaslarinin destegiyle ayakta kalmaya çalisti
kadin.
Adamin, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerlestigini ögrendi. Bazen
yalniz
kaldiginda, onu hala sevdigini hissedince, aglama nöbetleri
geçiriyor,
askin
yerini, en az onun kadar yogun bir duygu olan nefretin almasi için
dua
ediyordu.
Aradan bir yil geçti... Her seyin ilaci oldugu söylenen zaman bile,
kadinin
derdine çare olamamisti. Bir sabah, israrla çalan zilin sesiyle
uyandi. Kapiyi açtiginda, karsisinda o kadini gördü. "Sen, buraya ne
yüzle geliyorsun" diye bagirmak istedi ama sesi çikmadi. "Lütfen,
içeri girmeme izin ver, mutlaka konusmamiz gerekiyor." dedi genç
kadin. Kanepeye ilisti ve
zor duyulan bir sesle konusmaya
basladi: "Hiçbir sey göründügü gibi degil aslinda. Çok üzgünüm ama o
bir
saat önce öldü. Geçen yil Amerika'daki kongre sirasinda ögrendi
hastaligini
ve yaklasik bir senelik ömrü kaldgini. Buna dayanamayacagini, hep
söyledigin
gibi onunla birlikte ölmek isteyecegini biliyordu. Seni kendinden
uzaklastirmak için, benden sevgilisi rolünü oynamami istedi. Ailesine
de
haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerlestigimiz yalanini yaydi. Oysa
ilk
karsilastiginiz otobüs duraginin karsisinda bir ev tutmustu. Tedavi
görüyor
ve kurtulacagina inaniyordu ama olmadi. Gece fenalasmis, bakicisi
beni aradi
son anda yetistim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden
akan yaslari durduramayacagini biliyordu kadin. Hemen oracikta ölmek
istiyordu.
Eline tutusturulan kutuyu açmayi neden sonra akil edebildi. Itinayla
katlanmis bir sürü kagit duruyordu kutuda. Ilk kagitta, "Lütfen bütün
notlari sirayla oku bir tanem" diyordu... Sirayla okudu; "Seni çok
sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm
derdin hep, dogru
söyledigini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim"
"Simdi bana söz
vermeni istiyorum." "Benim için yasayacaksin, anlastik
mi?" son kagidi
eline alirken, kutuda bir anahtar oldugunu gördü kadin... Ve son
kagitta
sunlar yaziliydi:
"Sahildeki evimizi senin çizdigin projeye göre yaptirdim. Kocaman
terasta
martilarla kahvalti ederken, ben hep seni izliyor olacagim...."

8 -  Www.maydonez.com / Duyurular / Hoşgeldiniz...

Başlatan maydonez - Son İleti Gönderen: maydonez : Aralık 17, 2009, 07:34:35 ÖS

Merhabalar, forum uzun bir süre sonra tekrar açılmıştır.
Hoşgeldiniz diyerek. Forumda gördüğünüz eksiklikler veya olması gerekenler, şikayetler vs. sorunlarınız için
You are not allowed to view links.Register or Login
Soru & Görüş ve Şikayetler

kısmına yazabilirsiniz...


Sayfa: [1]