Gönderen Konu: Bu kadar Sevebilir misiniz ?  (Okunma sayısı 122 defa)

Çevrimdışı maydonez

  • Administrator
  • Üye
  • *****
  • İleti: 8
    • Profili Görüntüle
Bu kadar Sevebilir misiniz ?
« : Mart 03, 2010, 11:35:20 ÖS »
Bir otobüs duraginda karsilasmislardi ilk kez.... Biri tipta
okuyordu, öbürü mimarlikta. O ilk karsilasmadan sonra, bir kere, bir
kere, bir kere daha karsilasabilmek için, hep ayni saatte, ayni
duraktan, ayni otobüse bindiler.
Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konusacak cesareti bulmalari
biraz
zaman aldi ama sonunda basrdilar. Ikisi de her sabah otobüse
bindikleri
semtte oturmuyorlardi aslinda. Delikanli arkadasinda kaldigi için o
duraktan
binmisti otobüse, kiz ise ablasinda.... Sirf birbirilerini görebilmek
için,
her sabah erkenden evlerinden çikip, sehrin öbür ucundaki o duraga,
onlarin
duragina geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarini bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok
mutlu... Bazen issiz, bazen parasiz kaldilar ama öylesine siki
kenetlenmisti ki
yürekleri
ve elleri hiçbir seyi umursamadilar. Ayin sonunu zor getirdikleri
günlerde
de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarinda da hep mutluydular.
Zaman
asimina ugrayan, aliskanliklara yenik düsen, banka hesabinda para
kalmadigi
için ya da tam tersine o hesabi daha da kabarik hale getirmek uguruna
bitip-tükeniveren sevgilerden degildi onlarinki... Günler günleri,
yillar yillari kovaladikça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek
eksikleri çocuklarinin olmamasiydi. Zorlu bir tedavi sürecine ragman
çocuk sahibi olmayinca, "bütün mutluluklarin bizim olmasini beklemek,
bencillik olur" diyerek devam ettiler
hayatlarina. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için
ölürüm"
derdi kadin, simsiki sarilip adama ve adma "Hayir, ben senin için
ölürüm"
diye yanit verirdi hep...
Bazen eve geldiginde, aynanin üzerinde bir not görürdü kadin, "Bir
tanem,
kütüphanenin ikinci rafina bak...." Kütüphanenin ikinci rafinda
baska
bir
not olurdu, "Mutfaktaki masanin üzerine bak ve seni çok sevdigimi
sakin
unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notlari okuya
okuya
kosturan kadin, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en
sevdigi
çikolatalar, kimi zaman da pahali armaganlarla karsilasirdi... Aldigi
hediyenin ne oldugu önemli degildi zaten....
Hayat ne kadar hizli akarsa aksin, isleri ne kadar yogun olursa olsun
hep
birbirlerine ayiracak zaman buluyorlardi bulmasina ama kirkli
yaslarin
ortalarina geldiklerinde, daha az çalismaya karar verdiler. Adam,
hastaneden
ayrildi ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye basladi. Kadin da
mimarlik
bürosunu kapadi ve sadece özel projelerde görev aldi. Artik daha
fazla
beraber olabiliyorlardi. Bir gün sahilde dolasirken, harap durumda
bir ev
gördü kadin, üzerinde "satilik" levhasi asili olan. "Ne
dersin, bu evi
alalim mi?" dedi adama. "Bu viraneyi yiktirir, harika bir ev
yapariz.
Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terasi olan, martilari
kahvaltiya
davet
edecegimiz bir deniz evi yapalim
burayi..." "Sen istersin de ben hiç hayir diyebilirmiyim?"
diye yanit verdi
adam. "Amerika'daki tip kongresinden döner dönmez ararim
emlakçiyi... Kaç
para olursa olsun, burasi bizimdir artik...."
Sadece bir hafta ayri kalacaklarini bildikleri halde, ayrilmalari zor
oldu
adam Amerika'ya giderken.Her gün, her saat konustular telefonla.
Gözyaslari içinde kucaklastilar havaalaninda. Fakat birkaç gün sonra,
kocasinda bir tuhaflik oldugunu fark etti kadin. Eskisi kadar mutlu
görünmüyor, konusmaktan kaçiniyordu. Onu neselendirmek için,
sahildeki evi hatirlatti ve
çizdigi projeyi verdi kadin ama hiç beklemedigi bir cevap aldi:
"Canim, o ev
bizim bütçemizi asiyor. Sen en iyisi o evi unut..."
Mutsuzluk, mutlulugun tadina alismis insanlara daha da aci, daha da
çekilmez
gelir. Kadin, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi
için
yalvardi adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat"
diye dil
döktü bos yere... Yillardir sevdigi adam, duyarsiz ve sevgisiz
biriyle
yer
degistirmisti sanki. Ona ulasmaya çalistikça, beton duvarlara
çarpiyordu kadin, her çarpmada daha fazla kaniyordu yüregi... Bir
gün, çocuklugunun, gençliginin ve bütün hayatinin birlikte geçtigi
arkadasina dert yanarken, "Artik dayanamiyorum, sana söylemek
zorundayim" diye sözünü kesti arkadasi. "O, seni aldatiyor. Is
yerimin tam karsisindaki
restoranda genç bir kadinla yemek yiyiyor her öglen. Sonra sarmas
dolas
biniyorlar arabaya...."
"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanlari" diye bagirdi
kadin. Onca
yillik arkadasini, kendisini kiskanmakla suçladi.... Ertesi gün, ögle
vakti
o restoranin hemen karsisinda bir köseye sindi sessizce ve peri
masallarinin sadece masal oldugunu anladi... Kocasinin eskiden ayni
hastanede
çalistigi
genç çocuk doktorunu tanidi hemen. Bazen evlerinde agirladiklari
kadina nasil sarildigini gördü adamin...
Aksam kocasi eve gelir gelmez, bazen bagirip, bazen aglayarak, bazen
ona
simsiki sarilip bazen de yumruklayarak haykirdi suratina her seyi.
Inkar
etmedi adam. Zamanla duygularin degisebildigi, insanlarin orta yasa
geldiklerinde farklilik aradigi gibi bir seyler geveledi agzinda ve
bavulunu
alip gitti evden. Kapidan çikarken, "son bir kez kucaklamak isterim
seni"
diyecek oldu ama kadin, "defol" dedi nefretle...
Ilk celsede bosandilar... Modern bir ask hikayesinin böyle son
bulmasina
kimse inanamadi. Arkadaslarinin destegiyle ayakta kalmaya çalisti
kadin.
Adamin, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerlestigini ögrendi. Bazen
yalniz
kaldiginda, onu hala sevdigini hissedince, aglama nöbetleri
geçiriyor,
askin
yerini, en az onun kadar yogun bir duygu olan nefretin almasi için
dua
ediyordu.
Aradan bir yil geçti... Her seyin ilaci oldugu söylenen zaman bile,
kadinin
derdine çare olamamisti. Bir sabah, israrla çalan zilin sesiyle
uyandi. Kapiyi açtiginda, karsisinda o kadini gördü. "Sen, buraya ne
yüzle geliyorsun" diye bagirmak istedi ama sesi çikmadi. "Lütfen,
içeri girmeme izin ver, mutlaka konusmamiz gerekiyor." dedi genç
kadin. Kanepeye ilisti ve
zor duyulan bir sesle konusmaya
basladi: "Hiçbir sey göründügü gibi degil aslinda. Çok üzgünüm ama o
bir
saat önce öldü. Geçen yil Amerika'daki kongre sirasinda ögrendi
hastaligini
ve yaklasik bir senelik ömrü kaldgini. Buna dayanamayacagini, hep
söyledigin
gibi onunla birlikte ölmek isteyecegini biliyordu. Seni kendinden
uzaklastirmak için, benden sevgilisi rolünü oynamami istedi. Ailesine
de
haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerlestigimiz yalanini yaydi. Oysa
ilk
karsilastiginiz otobüs duraginin karsisinda bir ev tutmustu. Tedavi
görüyor
ve kurtulacagina inaniyordu ama olmadi. Gece fenalasmis, bakicisi
beni aradi
son anda yetistim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden
akan yaslari durduramayacagini biliyordu kadin. Hemen oracikta ölmek
istiyordu.
Eline tutusturulan kutuyu açmayi neden sonra akil edebildi. Itinayla
katlanmis bir sürü kagit duruyordu kutuda. Ilk kagitta, "Lütfen bütün
notlari sirayla oku bir tanem" diyordu... Sirayla okudu; "Seni çok
sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm
derdin hep, dogru
söyledigini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim"
"Simdi bana söz
vermeni istiyorum." "Benim için yasayacaksin, anlastik
mi?" son kagidi
eline alirken, kutuda bir anahtar oldugunu gördü kadin... Ve son
kagitta
sunlar yaziliydi:
"Sahildeki evimizi senin çizdigin projeye göre yaptirdim. Kocaman
terasta
martilarla kahvalti ederken, ben hep seni izliyor olacagim...."